Sabaha karşı annemin çığlıklarıyla uyandık. Aslında hem annemin, hem Ayşe’nin. Ayşe ile ben aynı odada, karşılıklı yataklarda uyuyorduk. Gece yarısı annemin sancıları dayanılmaz hale gelmiş ve artık canının acısıyla bağırmaya başlayınca Ayşe’de seslerden uyanmış yatağın içinde var gücüyle ağlıyordu. Odadan dışarı çıkmadan ve de zerrece panik yapmadan direk Ayşe’nin yanına gittim, korkma ablam dedim. Ben bakarım şimdi. Aslında bakmama gerek yoktu, annemin doğurduğunu anlamıştım. Ayşe sakinleşince çıktım odadan. Doktoru aramış babam, 1 saat sonrası için randevulaşmışlar. Annemin hastane çantası hazır, tek yapması gereken bağırmak. Babam balkonda siğara içiyor, babaannemin ağzı kulaklarında kah dua ediyor, kah emirler yağdırıyor tam bir teknik direktör edasıyla el kol hareketleriyle ortamı organize ediyor. Bu mübarek kadir gecesinde bir erkek evlat doğurmanın faziletlerini anlatıp, annemi tek kişilik bir müsabakaya hazırlar gibi teşfik ediyor. Annemin yüzünde de tuhaf bir hırs, bir kibir nasıl gaza geldiyse gözleri bir tuhaf bakıyor. Belki de öyle değildir de ben Kadir’den yana yaralıyım ya ona dair her şey hafsalamda bir acayip kara delik!
Tekrar odaya gittim, Ayşe tam uykuya dalıyor, annemden gelen yeni bir çığlıkla yine ağlayarak uyanıyordu. Kulaklarını ellerimle kapattım, kafasını dizime dayadım saçını okşayarak uyuttum Ayşe’yi. İçimde bir hırs var ama kime bilmiyorum, evin işi gücü bitmiyor diye beni bir kez bile parka götürmeyen, sevgisi bana bile yetmediği halde tekrar tekrar doğuran anneme mi? Sürekli erkek adamın oğlu olur diyerek, Ayşe’yi ve beni erkekliğine hakaret adleden babama mı?, Bu çocuk bizim bereketimiz olacak, ardından hükümdarlar yürüyecek diyerek beklentiyi daha doğmadan zirveye çıkartan babaanneme mi?
Bugün, üzerinden geçen yıllara ve olan tüm kötü şeylere rağmen ben hala neden o kadar öfkeli olduğumu bilmiyorum. Belki malum olmuştur. Belki de vizyon sahibi bir kadın olacağımın ilk işareti o gece ortaya çıkmıştır.
Babaannem annesini çok küçük yaşta kaybetmiş, analık elinde büyümüş, ilk gelen görücüye fikri alınmadan verilmiş ve babamdan başka çocuk doğuramadığı için köksüz diye yaftalanmış hep ama hep ezilmiş çok dövülmüş bir kadındı. Tek umudu babam ve babamdan doğacak erkek evlatlardı. Çünkü babaannem tam bir kadın düşmanıydı. Hayatı boyunca karşısına çıkan tüm kadınlardan, dolaylı da olsa eziyet görmüştü. Anam bile analık etmedi bana diye sitemi bundandı. Anneme ya da bize bir kötü sözü ya da davranışı olmasa da, babaannem sırtını yaslayacağı ve güveneceği erkekler istiyordu etrafında. Kadir’den beklentisi de sınırları aşıyordu sebeple. Kadir doktor olacak ona bakacak, Kadir onu hacca götürecek, Kadir onun gözü, kulağı olacak. Yaşlanınca sırtında bile taşır babaannesini Kadir Kadir vefalı, Kadir Yusuf yüzlü, Kadir Aslan parçası…
Kadir gecesi doğduğu için tabi ki; yeni kardeşimizin adı Kadir oldu. Bayrama üç gün kaldığı için annemin hem temizliğe, hem babama yardıma giderken gösterdiği insan üstü çaba değildi erken doğumun sebebi, olamazdı da. Çünkü; Kadir mübarek bir çocuktu. Kurban kesildi, kırk kapıya tatlı dağıtıldı ve daha bir sürü şey…Kadir tatlı dilli olacaktı, anasına babasına şükür sebebi olacaktı. Aslında şimdi düşündüğümde Kadir’e de yazıktı. Altı üstü bebekti, sonrada çocuk. Ama beklenti o kadar yüksekti ki Kadir ne yapsın?
Babam ufacık bakkal dükkanını nispeten büyüttü biz büyürken, Kadir 7 yaşını geçince babama yardım etmeye başladı. Babaannem yaşlandı, Ayşe çok güzel bir genç kız oldu. Ben arada kaynadım. Arada nasıl kaynanıyor diyenlere, hiç zor olmuyor efendim. Kalabalık nüfuzlu bir evde, evin en büyük çocuğu oluyorsunuz ama asla çocuk olamıyorsunuz. Her öfkenin odağı, her hatanın sebebi, yetişmeyen işlerin tembeli, annenizin eli ayağı ve daha bir sürü şey. Düşen kardeşinizin kanayan dizi, yaramazlık yapanın yerine dayağı yiyen oluyorsunuz da hiç iyi ki varsın diyeniniz olmuyor.
Lise bitesiye kadar hiç yaşıtlarım gibi hissetmedim, evdeki herkesin kederi sanki benim gırtlağımdaki düğümdü. Babaannemin ziyan olmuş yılları, annemin hayata yetişme telaşı, babamın öfkeli geçim derdi.O sebeple on yedi yaşında kendimi; babaannem gibi 63, annem gibi 38, babam gibi 43 ve hatta hepsinin toplamı 144 yaşında gibi hissediyordum. Hayatımdaki belki de tek şansım üniversite için Ankara’yı kazanmaktı. Babaannem kız kısmı tek başına ne işi var o kadar uzakta diye yeri göğü inletti ama babam bu fırsatı almadı elimden. Okumama izin verdi. Annem de hiç gönüllü değildi okumama, sınav sonuçları açıklanınca hayırlı olsuna gelen konu komşu ne olacaksın bitirince diye sorduğunda annem;
-aman ne olacak komşum, evlenince evine iktisat yapar artık, başıma doktor olacak sanki inat etti gideceğim diye bizim adamın lüzumsuz işleri işte… Diye hevesimi, gayretimi ve istikbalimi nasıl hor gördüğünü aleme ifşa etti.
Ben kırıldım anneme çok hem de.Ama hiç dile gelmedi aramızda. Ben onu olduğu gibi daha doğrusu olamadığı gibi kabul ettim, ben onun gözünde ve evdeki herkesin gözünde ayak işlerine bakan ve evlenince evdeki eşyalarını ve de kütüğünü başka bir adama vakfedecek bir dişiydim. Tıpkı annem gibi, babaannem gibi. Kız çocuğunu ele büyütürsün, erkek evlatla soyunu yürütürsün derdi babaannem.
Ben Ankara’da okuyunca ne olacağım pek de belli olmayan ve hiç takdir görmeyen iktisat ilmini icra ederken, Ayşe liseden sonra okumadı. Ayşe ile ikimizin olan oda Kadir’in odası oldu. Oraya genç oda takımı alındı. Bilgisayar, bisiklet ve Fenerbahçe forması da almış babam mübarek Kadir’e. Ayşe oturma odasındaki kanepeye transfer olmuş. Ayşe’nin eşyaların da kanepenin altındaki bazaya. Yeter zaten, Ayşe’nin eşyası mı var. Ayşe kim, ele gidip el olacak bir emanet!
Ama çeyizlerimiz var, onlar da yatak odasındaki gardolabın üzerine tasnifleniyor. Mutfak robotu, yatak örtüsü, dantel oda takımı, çatal bıçak seti. Biz kütüklerimizi alıp bu aileden giderken dolabın üzerindeki yayıntımızda gidecek. Hiç olmamış gibi olacağız bu evde.
Ayşe bunlara hiç gücenmiyor, ben neden bu kadar içerliyorum diye çok dinledim kendimi. Neden hep gidecek bir misafir gözüyle bakıyorlar bize, burası Kadir’in evi de biz niye yok hükmündeyiz. Kadir niye hancıda biz yolcuyuz.
Üniversite hayatım boyunca babama hiç yük olmuyorum, hem okuyor hem çalışıyorum.Burs da bağlanıyor. Devlet yurdunda kalıyorum. Eve tatillerde gittiğimde düzen hiç değişmiyor, herkes her işi yapıyor, Kadir genellikle yan gelip yatıyor. Ara sıra babam dükkana çağırıyor, yardım etsin diye Kadir kapı duvar yumrukluyor bir tatilimiz var, çırak mıyım diye.Annem ile babaannem ikna etmek için el pençe divan duruyorlar.Baba ile oğulun arası açılmasın diye. Ama aslında Kadir’i haklı buluyorlar, çırak mı Kadir bir tatili var dinlenecek tabi. Ben ve Ayşe evin her işi yapıyoruz,ben sadece tatillerde yapıyorum Ayşe her zaman. Ayşe de çırak değil, hizmetçi hiç değil ama Ayşe mecbur. Ben de mecburum ama Allahtan okul var. Anneme göre işten kaçmak için uydurdum ben bu okulu ama iki gün sonra kocaya gidince kafamı duvarlara vurucam. Çocuklarıma diplomamı pişirir yediririm artık.
Mezuniyet törenine gelin baba diye arıyorum evi, herkesin ailesi gelecek yalnız kalmamayım. Ama o gün Kadir’in basketbol seçmeleri varmış. Kadir mi önemli ben mi? Tabi ki gelmiyorlar. Mezun oluyorum. İşe başlıyorum, yüksek lisans yapıyorum, Ayşe evleniyor hayat akıp gidiyor. Kadir’de kazanıyor üniversiteyi. Yanıma geliyor ikimiz için bir ev tutuyoruz. Tam beş sene Kadir’e anne gibi, abla gibi, baba gibi bakıyorum. Çünkü Kadir’e hizmet bizde aile geleneği. Kadir doğduğunda şerefine dağıtılan tatlılardan mı bilinmez, dili ballı bir kan emici. Tatlı diliyle ablacım diye diye ciğerimi emiyor, para abla, yıka abla, yedir abla. Onlara gidicem abla, bunlar gelecek abla derken, kendimi unutuyorum bir Kadir var sanki dünyada. Annemle babaannemden bayrağı devralmış gibi verdikçe veriyorum ama isyan etmiyorum. Kardeşten çok evlat gibi, korumazsam kollamazsam eksik kalır gibi gelip geçiyor yıllar. Kadir’in bir de sevgilisi var. Beni hiç sevmiyor, ben de onun has yüzüne hasret değilim ama idare etmek ve Kadir’i hoş tutmak ruhumuzda var. Okulu bitiyor Kadir’in mezuniyetinde maaile ordayız, Ayşe bile gelmiş paçasında iki çocukla. Kadir kep atarken gözyaşlarım akıp gidiyor, eşşek sıpasında az mı emeğim var. Göğsüm kabarıyor, babam annem babaannem hepsi mutlu pıtırcık.
Derken evlendirmek için kolları sıvıyoruz biz bu Kadir’i, tabak suratlı, at ağızlı sevgilisiyle. Ben kredi çekiyorum, babam tarla satıyor, annem yastık altındaki tüm ganimetlerini bozuyor. Ama at ağızlının isteklerine ve Kadir’in yüksek kalite anlayışına yetmiyor. Gücümüzün yetmediği her şey için Kadir daha da hırçınlaşıyor, düğün evi olmak için çıktığımız yolda düğüm düğüm oluyor işin içinden çıkamıyoruz. Babam çok üzülüyor Kadir’in hoyratlığına, geceleri siğaranın biri sönüyor biri yanıyor. Ama evdeki hesap çarşıya uymuyor. Kıyamıyorum babama, bir kredi daha çekiyorum ikisini birleştirip taksitlendiriyorum. Borcum maaşımın dörtte üçü. Hiç gocunmuyorum yeter ki babam uyusun. Parayı babama uzatıyorum, babamın omzundaki dağlar hafiflerken, çok hakikatli erkek gibi kızsın sen Esma diyor. Bu laf tokat gibi çarpıyor yüzüme, kırılıyorum babama hem de çok ama hiç dile gelmiyor ben onu olduğu gibi daha doğrusu olamadığı gibi kabul ediyorum. Kız çocuklarının sevilebilmesi için erkek gibi olması gerekmiyor demiyorum.
Kadir’in düğün borçlarını öderken yaşım kırka yaklaşıyor, kariyerim yükselirken, babaannem yatalak, annem ve babam yaşlı denecek zamana geliyor. Kadir’in odasını bozmaya annemim içi el vermediği için kırk yaşında Kadir’in genç odasında yıllarım pul oluyor.
Kadir artık bir beyaz yakalı, çok meşgul hep çalışıyor. Zaten İstanbul’da yaşıyor. Bir gün arıyor, hafta sonu için gelecek Kadir. Evde bir mutluluk sormayın, eteklerimiz zil çalıyor, Ayşe ‘de geliyor paçasında üç çocuk. Yemekler yapılıyor, baklavalar açılıyor. İlk yarım saatte söze giriyor Kadir, elli bin lira para lazımmış, araba alacakmış. Böyle şirketin arabasıyla çok itibarsız oluyormuş.
Evdeki herkes Ayşe bile buz kesiyor, biz düğün borçlarını ödeyemedik Kadir daha ne parası, demeye kalmıyor, Kadir yine zıvanadan çıkıyor. Saydırdıkça saydırıyor. Ne yaptınız ki bile diyor, bana dönüyor zaten evde kaldın parayı mezara mı götüreceksin diyor. En söz olarak olmaz olsun sizin gibi aile diyor. Evden Kadir gidiyor, evden hepimizin ölüsü sanki aynı anda çıkıyor, sanki tırnaklarımız çekiliyor ve de aynı anda dişlerimiz.
Kadir bir daha ne arıyor, ne soruyor. Babaannem ölmeden, gelsin bir kerecik gelsin diye çok sayıklıyor ama hayalinde onu sırtında hacca götüren Kadir cenazesine bile gelmiyor. Babam iki kere kalp krizi geçiriyor, annem kaç kere ameliyat oluyor Kadir hiç gelmiyor.
Emekli oluyorum. Kadir’in genç odası takımından kurtulup, hayatımda ilk defa kendim için bir şey yapıyorum ve ufacık bir bahçe alıyorum. İçinde minicik de bir evi var. Tüm gün orada oyalanırken, yatmak için yine Kadir’in genç odasına dönüyorum. Annem babam bana muhtaç artık. Derken telefon çalıyor, annem mutluluktan konuşamıyor, sevinçten deli olmuş Kadir gelmiş barışmışlar. Adresimi vermiş yanıma geliyormuş
Kadir geldi…
Önce ne yapacağımı bilemedim, sarsam sımsıkı, dövsem, sövsem…
Baka kaldım öylece, dudağımda kırık bir gülümseme oldu.Belli etmedim.
Oturduk karşılıklı, anlattı da anlattı. Hep rüyalarında görmüş, hellalleşmeden ölmekten istememiş. Ben ondan vazgeçmezmişim zaten falan filan…
Dinledim. Elimi çeneme koydum, ayağımı dizimin altına, kanepeye iliştim, kuş gibi. Ben hiç konuşmadım. Zaten, Kadir yakıp yıkıp giderken de ben hiç konuşmamıştım.
Sonra dedi ki; “ben görevimi yaptım, sen düşün taşın küslük iyi bir şey değil”
O an işte, tam o an gözüm döndü… Koştum getirdim içerden benim kırık vazoyu.
_ Bak dedim Kadir bu vazoya iyi bak, ne zaman öfkem ve hasretim ruhuma sığmasa ben bu vazoyu tüm gücümle yere atarım. Çıkan sesle kendime gelir, ardından ölmüşsün gibi yas tutarım. Dövüne dövüne ağlarım. Sonra da tek tek yapıştırırım parçaları. Bu vazo sensin Kadir!!!Bak bir eskisi gibi mi?
Gel Kadir gel, bak dere… Dereler tersten akar mı Kadir.? Öfke diner de, giden zaman geri gelir mi?
Ben senden vazgeçmedim ama, un ufak ettim seni içimde Kadir. Yokluğun varlığından evla artık. Konuşup da yorma beni. Ayağına taş değmesin Kadir, ama bana affet de deme. Küs değilim de, parça parça oldun içimde. Çünkü, bu vazoyu kaç kez birleştirdiğimi ben de unuttum.
Kadir evlat, Kadir kardeş, Kadir sevgili, Kadir koca… Senin hikayeden de belki de Kadir er değil dişi kişi.
Herkesin yüreğinde bir Kadir, Kadir beklenip de gelmeyen kişi…

