Bu korana denen illet en çok Münevver Hanım’ın canın sıktı diyeceğim, yok canım kimler kimler mağdur oldu ne olmuş ki Münevver Hanım’a diyeceksiniz? Ama durum bildiğiniz gibi değil! Seyahatlerin iptal olması onun için hayati önem taşıyor diyeceğim, siz onu bir lojistik firmasının sahibi olduğunu, belki şehir şehir gezen bir pazarlamacı olduğunu düşüneceksiniz. Şehir şehir gezmesi kısmı doğru, diğerleri değil. Mutlaka ki merak ettiniz kim ki bu Münevver Hanım?
Aslında Münevver Hanım emekli öğretmen. Onun yaşındakiler, yün örüp, dizileri takip ediyor en fazla arkadaş toplantılarında hadi diyelim bazıları da dernek faaliyetlerinde boy gösteriyor. Peki neden Münevver Hanım sürekli hareket halinde diye sormanız pek normal. Aslında konuyu baştan anlatsam daha anlaşılır olacak sanırım.
Münevver öğretmen okulunu bitirip, hiç kimsenin Türkçe bilmediği halkın tamamının Kürtçe konuştuğu bir köye tayin olmasıyla başlamış hadise. Yeni heves tazecik köy öğretmeni Münevver göreve başlamış başlamasına ama köyde konuşabileceği tek kişi köy doktoru ve onun öğretmen eşi. Onun dışındaki herkes ile işaret dili. Bu doktor ve eşi de bizim Münevver’le pek diyalog kurmaya yanaşmayınca konuşmayı unutmaktan korkmuş gencecik yaşında. Öğrencilerine adasa da kendini, halini anlatacak bir can yoldaşı aramış durmuş kendine bir eğitim dönemi boyunca. Nihayet ara tatil olmuş, köyden traktörle şehre inip memleketine gitmek almış biletini. Almış otobüste yerini,yanına başka bir köyde ebe olarak çalışan bir kızcağız oturmuş. Başlamışlar sohbete. Aylarca susmuş Münevver, artık onu kimse susturamaz. Ama hayatında da uzun uzun anlatacak kadar ilginç bir şey yok. O zaman Münevver, Münevver olmaktan vazgeçmiş. Bir daha mı görecek bu ebe kızı.
Tamamen de yalan söylememiş aslında ama olmasını istediklerini başlamış anlatmaya, adım Handan demiş. Zaten Handan ismini pek beğenirmiş, Münevver babaannesinin ismi. Annesi de istemeyerek koymuş. Bir sevgilim var demiş kaymakam. Ben öğretmenim, evlenince belki çalışmam. Bir de Tarık ben vali olunca çalışma diyor. Tarık ismi Tarık Akan’dan gelmiş aklına. Zaten bunun Tarık da çok uzun boyluymuş öyle diyor ebeye. Yolculuğun sonuna kadar, anlattıkça anlatıyor Münevver. Ebe kızcağıza sadece ayyy ne güzel,off ne şanlısın demek düşüyor. Münevver otobüsten inerken bir hafiflemiş, sanki aylardır kayak tatilinde gibi hissediyor. Ebe kız diyor ki çok sevdim seni görüşelim,o da az uyanık değil.Belki bana da ayarlar bir ensesi kalın diye düşünüyor, ama Münevver sen ver bana adresini ben sana yazarım diyor. Hoşça kalla havada uçuşuyor. Ama bu iş Münevver’in çok hoşuna gidiyor.Ara tatil bitip tekrar okula dönerken biraz korkuyor, acaba tekrar ebe denk gelir mi diye ama yok ebenin Münevver’in hayatındaki rolü bitti gelsin yeni ebeler, hemşireler, ev hanımları, polisler, doktorlar…
Münevver ayda bir kez hafta sonu tatilinde her hangi bir şehre gidip, dönüyor. Her seferinde başka şehir olmasına özen gösteriyor, Allah korusun aynı insan tekrar denk gelirse işin tüm heyecanı kaçar. Yolun uzunluğu, kar kış hiç bir şey Münevveri yolundan alı koyamıyor. Kilometrelerce yol yapıyor, bu yollarda her seferinde başka bir isimle, başka bir karaktere bürünüyor. Konuşamadıklarının, yaşayamadıklarının acısını çıkarıyor. Karşı taraftan hep ayyy çok şanslısın Maşallah sesleri yükselirken Münevver hindi gibi kabarıp, kuğu gibi süzülüyor. Tabi bazı zamanlar işler yolunda gitmiyor, yanına suratsız, iki laf etmekten aciz gudubet insanlarda çıkıyor karşısına,öyle zamanlarda muavini çağırıp, önde ise arkaya, arkadaysa öne geçip bir yolunu buluyor konuşmanın.
İki yılın sonunda, babasından bir mektup alıyor. Memleketin hali vakti yerinde esnaflarından birinin oğluna istiyorlar Münevver’i. Babası fikrini soruyor. Çok içine sinmese de doğup büyüdüğü topraklara, kendi coğrafyasına eş durumundan dönüyor Münevver.
İki oğlu oluyor. Aslında kızı olsun istiyor, ama Allah nasip etmiyor. Erkek evlat çalmaz ilerde kapı mı diye çok korkuyor Münevver. Malum iki yıllık bir yalnızlık fobisi var. Çocuklarını büyütüyor, öğrencilerini yetiştiriyor. Ev işleri, okul işleri, eş dost ziyaretleri derken gençlik su gibi akıp gidiyor. Önce babası sonra annesi, kaynana kayınpeder derken bir sabah da camiden sela Münevver’in kocası için okunuyor. Oğlanlar da arka arkaya yurt dışa yerleşince, başlıyor bir yalnızlık ki sorma gitsin. Kedi mi alsam, huzurevine mi yerleşsem, ah bir kızım olaydı diye başlayan cümleler hep gözyaşı olup düşüyor sinesine. Arada bir eş dost görse de, duvarlar üzerine üzerine gelirken terminaller, otobüsler beliriveriyor tekrar Münevver’in gözünün önüne. Yatağın altında kaybettiği oyuncağını bulmuş çocuk gibi seviniyor. Ama tanımaktan da çok korkuyor, o sebeple önce olduğu şehre bir saat mesafeli bir şehre oradan ver elini her ay başka bir yere.
Münevver tekrar neşesini buluyor, vali karısı oluyor. Avrupa’dan geçen hafta dönüyor. Ona çok düşkün bir kızı var, anne gel diye sürekli israr ediyor, kıramayıp gidiyor. Oğulları etrafında dönüyor. Aman ne şanslıymışsın bacım, benim çocuklar hiç arayıp sormuyor diyen kadınlara sarılıp ağlamak istiyor bazen ama hemen toparlıyor.
Yani anlayacağınız Münevver bir hayal tüccarı, kimseye yok zararı. Ama bu korona illeti mahfetti, kimsesi olmayan bir başına ihtiyarı.

