Baba Evim

 

Daha önce hiç cadde üzerinde konumlanmış bir evde uyumadıysanız, sabah duyduğunuz sesler size çok fazla gelebilir. Henüz gün ağarmadan, şehrin ilk kıpırtıları tatlı uykunuzu bölüverir. Bakkallar erken saatte kepenk kaldırır; o ses ; yeni başlayan güne merhaba demektir. Tüm çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği bu sıcacık ev gibi. Son beş yıldır, ilk kez eski odamda, üstelik Çiğdem ile karşılıklı karyolalarımızda uyuduk. Sanki; hiç büyümemişiz gibi. Birazdan babamla koridorda karşılaşacağız ve bana ‘’Özlem Çiğdem’i uyandır babacım, annen sucuklu yumurta yaptı’’ diyecek gibi… Çiğdem her zaman ki gibi sofraya en son gelecek ve benim yumurtam soğumuş, ben bunu yemeyeceğim diye mız mızlanacak gibi…

Bakkal Cevdet Amca’nın kepenğinin sesiyle uyandığım andan beri, bir zaman makinasında gibiyim. Biz çocukken, bir birinin ardı sıra doğmuş kız kardeşler ikiz gibi giyinir, aynı tokaları takardı. İsimleri de birbirine kafiyeli olurdu. Bizimki; Özlem Çiğdem. Alt komşu Neval Teyze’nin kızları; Selma ve Belma. Daha bir çok örnek vardı çevremizde, bir gece üşenmemiş Çiğdem ile oturup saymıştık. Ayrı evlerde aynı evin çocuğu gibi büyüdük, şimdi adına çocukluk arkadaşı deniyor. Çocukken oyuncakları, şekerleri paylaşmak hiç zor olmuyor ama yaş ilerledikçe kırılan bir kavanozdan saçılan bulgur taneleri gibi herkes bir yere saçılıyor.

Yataktan kalkarken Çiğdem’in üzerini örttüm, sonra anneme baktım. Açıksa onunda üzerini örtecektim ama gördüklerim karşısında boğazıma kocaman bir yumru oturdu. Babamın pijamasını, babamın yastığının üzerine sermiş ona sarılmış, babamın omzunda uyur gibi uyuyordu. Şaşırdım! Çünkü; annem çok metanetli bir kadındır. Yıllar sonra hala babamın pijamasıyla uyuyor olması, çok acı çektiği anlamına mı geliyor? Dün babamın ölüm yıl dönümüydü. Annem mevlüt okutmak istedi. Bütün yakınlarımız, komşularımız buradaydı. Annem her zamanki gibi telaşlıydı, hiçbir şey eksik olmasın herkes çok iyi ağırlansın diye koşturup durdu. Üzgün görünmüyordu. Sürekli telaşlı ve hep yapması  gereken çok önemli işleri varmış gibi görünen halinin ardında hangi yaralarını saklıyorsun anne?

Annemi ve kız kardeşimi hiçbir zaman tam anlamıyla anlayamadım ben aslında. Rahmetli babam her zaman ‘’Kızım sen bunlara anlamaya çalışma. Bunların kumaşı aynı, bizim ki farklı’’ Derdi. Galiba kumaştan kaybediyorum, çünkü dün mevlüt bitince Çiğdem anneme sıkı sıkı sarılıp, seni çok seviyorum anne dedi. Demek ki; annemin acı çektiğini, o benden çok önce anlamış ki, bu gece eski günlerdeki gibi bir arada uyuyalım mı teklifi ondan geldi.

Yıllar önce Çiğdem anneme Serhan’la evlenmek istediğini söylediğinde annem asla olmaz demişti. Neden istemediğini söylemiyor, sadece olmaz bu konu kapanmıştır diye kestirip atıyordu. Bu konu aylarca annemin ve kız kardeşimin arasında soğuk savaşa sebep oldu. Çiğdem ne zaman ben babamla konuşacağım dese, annem hiddetini artırıyor ve kesinlikle olmayacağının altını çiziyordu. Oysa ki; Serhan çok iyi eğitimli, efendi ve iyi bir ailenin oğluydu. Bazı geceler uyumadan önce Çiğdem’le acaba Serhan’ın babası annemin eski sevgilisi olabilir mi gibi teoriler üretir olmuştuk.

Annem, ahretliğim dediği komşumuz Neval Teyze ile sık sık masa örtüsü örme yarışı yapardı. Kim bir gün içerisinde daha çok motif örecek? Bir öğleden sonra annem bir ayağını poposunun altına almış, diğer ayağını da hafif hafif sallayarak, hızlı hızlı motif örüyor. Televizyon evlendirme programı açık, arada bir kafasını kaldırmadan ‘’ bu oğlanda her hafta başka bir kıza yanıyor’ diye söyleniyor. Derken kapı çalındı, açtım kapıyı Çiğdem bir hışım girdi içeri. Direk annemin yanına oturdu ve evlenme cüzdanını koydu annemin önüne. ‘’Evlendin’’ dedi. Annem bir süre kafasını kaldırmadan baktı cüzdana. Şimdi kıyamet kopacak diye beklerken, çok sakin bir ses tonuyla;

-Oğlanın ailesinin haberi var mı? Dedi.

-Hayır,o da şimdi söyleyecek ve gelip beni ala…dedi ve gerisini getiremeden ara şu oğlanı çabuk dedi annem. Çiğdem neye uradığını şaşırdı, çünkü bu tepkiyi hiç beklemiyordu. Anne biz evlendik, artık  ayıramazsın gibi bir şeyler söylemeye çalışıyordu ki, Serhan efendim karıcım diye açtı telefonu.

Annem; bak oğlum annen baban evlendiğinizi bilmeyecek, gelip isteyin. Birkaç ay sonra yapalım düğününüzü dedi. Evli olduğunuz bilinirse, iki cihan küs kalırım size diye de tembihledi. Sonrasında Çiğdem’e gerizekalı kızım kendini biraz ağırdan sat diye uğraştım, işi arap saçına çevirdin diye çok söylendi tabi.

Serhan ve ailesi o hafta sonu gelip kardeşimi istediler. Üç ay sonra da düğün yapılmak üzere sözleşildi. Babam dahil hiç kimse önceden evlendiklerini bilmesin diye her türlü önlem alındı. Derken düğünden bir gün önceki akşam uzak şehirlerdeki akrabağlarımız da gelmiş herkes balkonda oturuyor. Keyfimiz yerinde.Babam dedi ki; Çiğdem çek bir fotoğrafımızı. Herkes gülümsedi; Çiğdem çok güzel çıktı dedi. Telefon elden ele dolaştı. En son babamın eline geçti. Babam fotoğrafa baktı, ama o da ne ekranı kaydırarak diğer fotoğraflara da bakmaya başladı. Gözünde yakın gözlüğü yoktu ve gözlüksüz hiç iyi görmüyordu ama Çiğdemin eli ayağı bir birine dolandı, çünkü fotoğraflarının arasında evlilik cüzdanının ilk sayfası da vardı. Babam cüzdanın resmini gördü, baktı baktı, daha yakından baktı. Uzaklaştırıp baktı. Biz artık babama bakamıyorduk ki; telefonu bana uzatıp hiç biri de seçilmiyor, git de gözlüğümü getir dedi.

Şimdi Annemin konsolunun  üzerinde duran o gözlükle annem, kimsenin yakından bile göremediği acılarına mı bakıyor kim bilir?

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir