Yerine Yakışmayan Eşya

Babam kahveden gelip, seni mobilyacı Mermercioğulları’nın ortanca oğluna verdim, yarın gelip isteyecekler hazırlık yapın dediğinde, muhtemelen senin babanda gelip yarın Müteahhit Seyfi Bey’in büyük kızını istemeye gideceğiz demişti.

Ben nasıl Mermercioğulları’nın kaç tane oğlu var, ortanca oğlu kim bilmiyorsam, sen de beni bilmiyordun. Ben nasıl merak, telaş ve kaygı içindeysem sende büyük olasılıkla isteksizlik ve ızdırap içindeydin. Hiç itiraf etmesen de, senin isteksizliğin bana değil, kendine, hayır diyemediğin babana, belki yarım kalmış başka bir sevdayaydı. Ama benim bunda hiçbir suçum yoktu.

Beni istemeye geldiğiniz gün, yüzüme bile bakmayışın, sonraki zamanlarda da sözlünü gezdir diye zorladıklarında beni arabayla alıp, neredeyse hiç konuşmadan evcil köpeğini hava aldırmaya çıkarmış gibi bir tavırla iki sokak dolaştırıp, dar acele eve bırakmalarını, eve girmemi bile beklemeden tüm gücünle gaza basmalarını da unutmadım aslında da neyse.

Bize en güzelinden bir ev kurdular, eşyalar aldılar, çeyiz diye dantelli çamaşırlar koydular, belime kırmızı kurdela bağlayıp sana teslim ettiler. Bana evlendiğimiz ilk gece, zevksiz birinden gelmiş, çirkin bir ev hediyesi gibi davrandığını da unutmadım da neyse.

Yıllar boyunca, sadece zorunlu hallerde ve aşağılayıp hırsını almak için kurduğun diyalogların arasında iki çocuk yaptık, zahmet oldu artık kusura bakma.

Küfelik oluncaya kadar içtiğin bir gece, istemiyorum seni, nefret ediyorum senden, yanıma yakışmıyorsun, benim çevreme ayak uyduramıyorsun diye yaralı hayvanlar gibi bağırarak ağladığında ohhh be dedim, çok şükür! Sağda solda esaret bitti demişsin, kim esirdi, kim köle sen ne biliyorsun?

Senden sonra, günlerce kendimi, evin içindeki gereksiz eşya gibi koyacak yer bulamadım. Hiçbir dolap almadı beni, her yer için fazlaydım. Bir siyah poşete koyup, tam çöpe atacakken, geri dönüşümde değerlendirmeye kadar verdim. Önce psikolog, psikiyatrist hepsini gezdim. Yogaya gittim, pilates yaptım, dil öğrendim, kayağa gittim. Şimdi kendimi, hiçbir mobilyanın üzerine yakışmayan, çok değerli bir aksesuar gibi hissediyorum. Dolaba koysan yazık, büfeye koysan sırıtıyor. Yurt bulup, yer bulamayışım acaba; babamın malzemeden çaldığı dandik evlerin ahından mı geliyor?

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir