Kapısız Kadınlar
Anadolu’da bir sohbet ortamında, herkes aynı anda susunca, bir yerde kız doğdu derler. Dünyaya gözlerini yeni açmış bir bebek, üstelikte tanımadıkları ve tanımayacakları büyüyünce adına KADIN denilecek biri için saniyelik yas tutma hali. Neden? Tam olarak neden bilinmez, cevabı yok. Kız çocuğu olan babalarla dalga geçildiği için, eski zamanlardan kalma bir anlık matem hali galiba. İçinde saygı barındırmayan bir duruş, dakika değil saniye ve kimliksiz. İstenmeyen bir misafir gibi nereye oturtup, nerede yolculayacağınızın belli olmadığı bir konuk kız çocuğu.
Evleneceği yaşa kadar emanet olarak görülen, namusundan ve ihtiyaçlarından sorumlu olduğunuz, evlenince el olacak diye çok da bağlanmak istemediğiniz, sanki size ait olmayan bir eşya kız çocuğu. Yok canım!!! Artık değişti, kaldı mı öyle düşünen diyenleriniz vardır belki de. Hayat coğrafyadan ibarettir sevgili hemcinslerim. Anadolu, hala böyle düşünen ve kızı olunca üzülen adamlarla dolu. Öyle öğrenmiş, farklısını bilmiyor. Belki hasbelkader bir üniversite de okumuş ama yine de erkek evlat, kök demek. Yaşlanınca oğlu bakacak ona, soyu yürüyecek. Oğlumun evi deyip, destursuz girecek.
Kadının; evlenene kadar yaşadığı yerin adı; baba kapısıdır Anadolu’da, evlenince; koca kapısı. Kayınvalide olunca kadın, oğlunun kapısına gider. Damadın kapısına ayda yıl da bir. Tüm bu kapıların arasında, hiç kendine ait kapısı olmaz kadının. Diyelim ki oldu, babasından miras kaldı, okudu da aldı, hatta üzerine, ansiklopedi cildi kadar tapu olsa bile kadının, yine de dile gelmez. Çünkü, kapılar tutulmuş zihinlerde, her erkeğin bir kapısı var. Kapı sahibi olabilmek için erkek olmak yetiyor, kira ya da mülk fark etmiyor. Daha doğarken, açılan kapıların tüm anahtarları erkeklerin iç ceplerine asılıyor.
Kadın evlenmese mesela, tercih etmese birinin karısı olmayı, ama muhtaç da olmasa hiçbir erkeğe, kazansa parasını, evini arabasını kendi alsa, anahtarı çantasında olsa, yine de teyzeler günlerde kısır yerken birbirlerine fısıldar Anadolu’da; ‘’bir yuvası olsaydı, yazık evlenemedi. İleri de kim açacak kapısını’’
Kapıyla bir derdimiz var, ama, ne? Kimse bilmiyor. Kapıya yüklediğimiz anlamlara, kapılar bile şaşıyor. Takdir ederken de kapı, tenkit ederken de kapı. ‘’Babanın kapısında sanki bulaşık makinası mı vardı?’’ diye bağıran adamlar, burası babanın kapısı değil diye bağıran adamlar, varlıklı kapıdan gelmiş diye sözde öven adamlar, evliliğinin ilk gecesi babasının kapısına bırakılan kadınlar, üzerine kuma geldiği için kapı önüne konulan kadınlar, erkek çocuk doğuramadığı için başka kapıya denilen kadınlar…
Ama en acısı; sen bu gidişle hiçbir kapıya sığamazsın diye kendi öz kızının bilincini gıdıklayan anneler! Kapı Anadolu’daki kadınlar için, kaç yaşında olurlarsa olsunlar, hep bir tehdit. Kız çocuğu, doğup büyüdüğü evinde; yabancılaştırılarak, misafirleştirilerek, oraya ait olmadığı hissi verilerek büyütülüyor. Çocuk yaştan itibaren, dünyaya geliş amacı, evlenmek ve evi idare etmek daha net bir söylemle; ev işlerinden, o evlilikten doğan çocukların bakımından ve erkeğin hizmetinden sorumlu kişi. Bu görevleri olabildiğince kusursuz yapması, o ve onu yetiştiren annesi için övünç kaynağı. O sebeple, olabildiğince erken yaşta öğrenmeli her işi. Ve o malum söz; ’’yaptığın banaysa öğrendiğin kendine’’. Evet; her insan, kendini doyuracak kadar, yemek yapmalı mesela, ya da yaşadığı yeri nasıl temizleyeceğini bilmeli tabi ki. Ve bu alışkanlıklar ailede öğrenilmeli kesinlikle. Ama cümlemin başında ne dedim? HER İNSAN. Sadece kadın değil!
Her ne pahasına olursa olsun, yeter ki evli kalsın kadınlar. Feda etmek üzerine kurulmuş bir düzende, insanlığını, mesleğini, tüm sosyal haklarını yok sayması beklenen canlı türü. Çocuğu olunca, işine ara veren erkek var mı mesela? Dayak yediği, hakarete uğradığı hatta sevmediği birine dokunmak zorunda kalan… Sadece erkek memnuniyeti üzerine kurulan ve adına yuva denen, sorgulanmasına izin dahi verilmeyen, kabullenilmiş bir çaresizliğin adı; ’’KAPI’’

