Bir Aile Komedisi…

Biz dedemden kalma iki katlı evde gereğinden fazla kalabalık yaşayan bir topluluğuz. Bakın biz kalabalık bir aileyiz demedim, dikkatinizi çekerim. Çünkü bu topluluğun içinde kan bağı olmayanlar da var ama can bağıyla bağlıyız o ayrı mesele. Bizim ev çok şükür büyük, sanırım gereğinden fazla büyük. Dedem ön görülü adammış ya da parası çokmuş, belki çok torunu olacağını düşünmüş bilemem artık, nereden bileyim kimsenin çok aklıselim olmadığı bir ailede belki dedem de azıcık kırıkmış. Ya değilse, insan ne akla hizmet sekiz odalı, iki banyolu, 2 salonlu ev yaptırır. Bu evin yerine apartman yaptırsaydı, kim bilir kaç daire olur da, her birimiz müstakil hayata geçerdik. Bazıları da kira da olurdu da insan gibi yaşardık. E,siz verin bir müteahhit’e diyecek olanlar için, olmuyor gülüm o işler işte. Sit alanı diye geçiyor bizim fakirhaneyle tımarhane arası. Çok uzun mesele yani, belki bir adamı bulunsa bir şeyler yapılır ama nerede biz de onu hayata geçirecek adam.

Biz bu saraydan hallice yuvamızda, on dört kişi yaşıyoruz. Nasıl bir araya geldiğimizi durun anlatayım size. Rahmetli dedem ve anneannem uzun yıllar Almanya’da çalışmış, üç tane kızları, bir oğulları olmuş. Bir zaman sonra toplanıp gelmişler vatan toprağına. Dedemin kocaman bir ev yaptırmak gibi bir hayali varmış, kazandığı tüm parayı dökmüş saçmış yaptırmış konaktan hallice bu evi. Planını  kim çizmiş, nasıl bir akıl yoksunluğuyla tasarlanmışsa arazinin tamamı ev için kullanılmış. Kocaman kocaman odalar, bir taburun yemeğini pişirebilecek bir mutfak iki tane hipodrom gibi salon var, ama ufacık bir bahçe yok mesela. Neyse konumuz bu değil, bir de evin alt katı var, alt kattan çok kolonlu bir düğün salonuna benziyor orası daha vahim. Ev bitince sadece üç odayı ve mutfağı yerleştirip oturmuşlar içine. Biri yatak odası dedemler için, biri evin kızları için diğeri de salon. Paraları ancak bu kadarına yetmiş. Diğer odalar boş kalmış.Dedem eline para geçtikçe boş kalan odalara da demir bacaklı somyalar almış, anneannem de üzerlerine örtü dikmiş. Ev kısa zamanda şu an ki çetrefiline hazırlanmış. İlk önce annem evlenmiş, babam Almanya günlerinden tanıdıkları bir ailenin oğluymuş. O ailede, yani hiç tanımadığım babaannemler de kesin dönüş yapmışlar, fakat babam Almanya’da çalışmaya devam ediyormuş. Düğün dernek faslından sonra babam Almanya’ya dönmüş, annem babaannemlerle yaşamaya başlamış. Babamın üç kardeşi varmış, halam ve amcam. Halam sevdiği çocukla kavuşamayınca canına kıymış, amcam o zaman yedi yaşındaymış. Babaannem halamın acısına dayanamayıp vefat etmiş, babam tüm bunlar olup biterken hiç arayıp sormadığı için dedemi bir merak sarmış, ben gidip bir oğlanı yoklayayım diye Almanya yoluna düşmüş, ben bu sırada annemin karnındaymışım. Anneciğim, karnında bir bebek ve yedi yaşındaki amcamla kalmış bir başına. Dedemde gittiği yoldan dönmek bilmeyince, annem amcamı da alıp dönmüş baba evine.

Şimdi gelelim Şeker Teyzeme, o da annemden kısa bir süre sonra evlenmiş. Hem de nasıl büyük bir aşkla… E büyük aşkın meyvesi de çok olmuş tabi, dört tane çocuğu olmuş Şeker Teyzemin. Ama enişte daha kırk yaşını görmeden sizlere ömür. Ne yapsın Şeker Teyzem almış dört çocuğunu dönmüş baba evine.

Dayım ah canım dayım; mahallenin yetim ve öksüz kızı Meltem’e aşık olmayaydı, belki ortalık bu kadar karşmazdı ama o zaman da evin tadı tuzu olmazdı. Metem Yengem kendisine emanet üç kardeşiyle birlikte gelin gelince bence dedemin kalbi kaldırmamış olabilir, yani tam emin değilim de ben öyle düşünüyorum. Uzun lafın kısası, dedem arkasından da anneannem rahmetli olmuş.

Aklınızan daha diğer teyze var eyvallahlar olsun diye geçiriyorsanız, yok o evlenmedi. Evlenmeyen sadece Perihan Teyzem değil aslında, Meltem Yengemin kardeşleri, Gülnaz, Şahnaz ve Metin de evlenmedi. Ayrıca Amcam Turgut’ta canım ailemin bekarlarından. Evlenmemeleri bizim için şans mı şanssızlık mı bilemiyorum, çünkü; kendilerine bir düzen kuramayıp, onlarda eşleriyle eve yerleşirse diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Tabi ki; bunca kalabalığın içinde kavga gürültü, fitne fesat olmuyor mu oluyor ancak ya şerbetlenmişiz böyle yaşamaya ya da seviyoruz birbirimizi. Kimse kimseye sen de fazlasın bu evde demiyor. Geçinip gidiyoruz işte diyeceğim ama çok önemli bir derdimiz var geçinemiyoruz. Evde, ben ve dört kuzenim okuyoruz. Diğerleri de geçici işlerde cep harçlığını çıkartacak parayı anca kazanıyor. Şimdi bir de Meltem Yengem hamile sekiz senedir olmuyor çocukları, bir de bebek geliyor haneye. Para kazanmamız lazım ama nasıl. Dedemden kalan üç aylık dişimizin kovuğuna yetmiyor. Şeker Teyzemden geliyor parlak fikir aşağı katı, kiraya verelim diyor. Verelim de nasıl çok düzensiz tadilat ister derken koyuyoruz elimizi taşın altına. Ufak tefek masrafla ev hazır. Hemen emlakçı, eş dost haber salıyoruz kirayı da olabildiğince uygun tutuyoruz. Neyse taşınıyor ilk kiracı. Biz tabi artık kiracısı olan insanlar olarak çok mutluyuz. Derken adam üç gün sonra topluyor pılını pırtısını anahtarı verdiği gibi boşaltıyor evi. Dur diyor teyzem, kirayı peşin verdin ama biz onu harcadık aman diyor adam parası batsın. Kimse bir anlam veremiyor, derken ikinci kiracı geliyor ama o da iki günde dar kaçıyor evden. Bir kurt düşüyor içimize, ne var lan bu aşağıda. Gelen kaçıyor, kesin yatır var diyor Meltem Yengem. Olur mu olur valla. Karar veriyoruz amcamla dayım aşağıda kalacak, yatır mı var, rahatsız mı ediyor bakacak. Annemle teyzem okuyup üflüyor, yanlarına sarımsak filan fa alıyorlar. Bizimkiler yatıra bakmaya gidiyorlar. Üç saat sonra, çalıyorlar kapıyı. Ne oldu geldi mi yatır , yaa diyor amcam geldi de selam söyledi sana.

-Amca dalga geçme yaa!

-oğlum diyor aşağıda bırak insanı, yatır olsa yatamaz sizin gürültünüzden.

İki ayrı kiracıdan hiç oturmadıkları evin parasını almış ve anında tüketmiş  olmamız biraz adaletsizce olsa da, yatırların bile yatamayacağı evi kiralama fikrimizde böylece başka bahara kalıyor. Belki bir gün birileri evlenir gider ya da zengin olur ne bileyim herkes sağlıklı olsun da…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir