Yolun sonu

Yaklaşık sekiz saatlik bir yolculuk için otobüs hareket etmek üzereydi. Gerekli kontroller yapıldı, herkes yerini aldı. Fuat, Meryem, Funda ve Eren’de diğer yolcularla birlikte yerlerini aldılar. Tekli koltuklarda art arda oturuyorlardı.

Eren; iş için sürekli seyahat halindeydi. Ayın birkaç gününü şehir dışında geçirmek, otelde kalmak ve ayaküstü beslenmek, kısacası hızlı yaşamak onun hayatının bir parçasıydı artık. Bazı sabahlar, uyandığında hangi şehirde olduğunu hatırlamakta zorlanıyordu. Genellikle, karayoluyla seyahat etmezdi ama bu sefer ki, çok plansız ve hızlı gelişmişti. Sürekli telefonla konuşmak ve yalan söylemek zorunda olduğu bir hayatı vardı. Bu sebeple çoğu zaman gelen aramaları açmaz, ne söyleyeceğini düşünür daha sonra dönüş yapardı. Bahanesi hep çok yoğun olmaktı.

Funda; sadece birkaç hafta önce internet ortamında tanıştığı Harun’un yanına gidiyordu. Hiç tanımadığı bir adam için, hiç bilmediği bir şehre gitmek onu korkutuyordu. Üstelik ailesine de yalan söylemişti. Aklına kötü senaryolar getirmek istemese de, evet başına çok kötü şeyler gelebilirdi. Mesela otobüs kaza yapsa diye düşündü, içi ürperdi. Birkaç saat önce arayan babası geldi aklına, yurt soğuk oluyor mu kızım? Diye sormuştu adam. Funda yurtta değildi, Funda güvende değildi. Ama babasına olmuyor baba, çok iyiyim demişti.

Meryem; para istemek, yardım istemek için yalvarmak için kayınpederine gidiyordu. Hayırsız kocası üç aydır ortada yoktu. İki çocuğunu rica minnet komşuya bırakmış, telefonlarını dahi açmayan ama yine de bir ümit diyerek çocuklarının dedesine halini anlatmak üzere koyulmuştu yola.

Fuat; memleketten annesinin ölüm haberini aldığında, önce eli cebine gitti. Cebinde sadece sekiz lira vardı. Patronun yanına çıktı, annesinin öldüğünü, cenaze için gitmesi gerektiğini söyledi. Adam başın sağ olsun dedi ve bir miktar avans verdi. Aslında, karısını ve çocuklarını da götürmek istedi ama parası yetmeyeceği için yola yalnız çıktı.

Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Otobüsün ışıkları çoktan kapanmış, çocuk sesleri kesilmiş gece sabaha doğru yol alıyordu.

Eren; uyumak istiyordu. Ama koltuk rahatsızdı. Belki de akşam yemeğini fazla kaçırdığı için uyku tutmuyordu. Geçen ay iş gezisinde, sırf kafasını dağıtmak için takıldığı kadın da sürekli arıyordu. Numarasını ne akla hizmet vermişti acaba kadına? Kesin, sarhoş kafa diye geçirdi içinden. Eren, karsından nefret ediyordu. Her fırsatta aldatıyordu zaten ama yakalanmak da istemiyordu. Gerçi Eren, herkesten nefret ediyordu. Sürekli arayan müşterilerden, karısından, karısının gösteriş budalası arkadaşlarından ve akrabalarından, plaza insanlarından, cahillerden, zevksizlerden, ukalalardan, fakirlerden, zenginlerden…  Annesinin bile telefonlarını açmıyor, açtığında da kısaca geçiştiriyordu. Annesinin seni merak ediyorum demesi bile sinirini bozuyordu. Belki de; bunca kötülük ve yalan arasında annesinin onu hala merak edilmeye layık bulmasından utanıyordu.

Fuat; hissizdi. Oysa ki, annesi ölmüştü. Gözlerini kapatıp kendini uykuya teslim etmek istiyordu. Zaten yorgundu. Ruhunda ve bedeninde hayatla savaşmaktan, başka hiçbir acıya yer kalmayan yaralar açılmıştı.

Otobüsün başka bir araca çarpmamak için yaptığı acı bir fren gecenin sessizliğini böldü. Uyuyanlar uyandı. Funda da uyandı, Faut da…

Yan koltukta üç dört yaşlarında, annesinin dizinde uyuyan pamuk gibi bir erkek çocuğu vardı. Kulakları tırmalayan bir sesle ağlamaya başladı, annesi panikledi. Çocuk astım hastasıydı. Tedaviden dönüyorlardı zaten. Bebeğin ağlamaması gerekiyordu. Panikten eli ayağına dolaşan kadına, önce Meryem yardım etti. Çocuğu kadının kucağından alıp, sırtını sıvazladı. Maalesef çocuğun ağlamaları gittikçe şiddetleniyor hatta çocuk morarıyordu. Dünya yansa kimseye bir kaşık su vermeyecek Eren bile panik oldu. Çantasında düğmelerine basınca farklı ışıklar çıkaran bir anahtarlık vardı. Onu bulup çocuğa uzattı. ‘bak nasıl yanıyor, birlikte bakalım mı dedi?’ Çocuğun gözü birden ışıklara takıldı ve elini uzattı. Sonra Eren’e doğru uzandı. Eren çocuğu kucağına aldı. Çocuk sakinleşti. Ama Eren’in kucağından kalkmak istemiyordu. İlk kez bir çocuğun kokusunu duyuyordu Eren ve bu an hiç bitsin istemiyordu.

Çocukla birlikte ağlamaktan helak olan annesini sakinleştirmek Meryem’e düştü.

Nihayet sakinleşen otobüste Fuat tekrar uykuya daldı. Ama çok kısa. Rüyasında annesinin elinden tutmuş, pazar yerine doğru yürüyordu. Annesinin eli sıcacıktı. Çocuktu, elleri küçücüktü ve annesinin elinin içinde nasıl da güvendeydi.

Otobüsün mola vermesiyle yanan ışıklar ile sıçrayarak uyandı Fuat. Fırlayıp indi otobüsten, bir ağaç dibine çöktü. Elini ağzına kapatarak ağladı. Kapatmasaydı, sesini dünya duyacak sandı.

Eren ve çocuk birlikte uyudular. Açılan ışıklar bile bölemedi uykuyu.

Meryem ve kadın sabaha kadar dertleştiler. Meryem, hayırsız kocasını, kaçarak evlenme hikayesini, parasızlığını, ailesini arayacak yüzü kalmadığını anlattı. Meryem anlatırken, Funda gizli gizli dinledi onları. Funda’da annesini hatırladı. Her hatada herkesin hatırladığı gibi. Utandı Funda. Korktu bir de. Hem aşktan, hem insanlardan.

Hasta çocuğun annesi Meryem’e gel benin yanımda çalış dedi, sabaha karşı. Meryem iki çocuğuna ve yaralı yüreğine yurt buldu. Fuat; annesinin evine, köye dönmeye karar verdi. Artık toprağını ekecek, kimseye minnnet etmeyecekti. Karısı gelirdi zaten, çocuklar da bıkmıştı yokluktan, büyükşehirde, küçücük kum tanesi gibi savrulmaktan.  

Funda ilk otobüsle dönmeye karar verdi. Yurda kazasız belasız dönersem sadaka vereceğim diye geçirip durdu içinden.

Eren; kucağında uyuyan minicik bir yürek sayesinde sevilmeyi nasıl özlediğini hatırladı. Annesini, evini, mis gibi  kokan çarşaflarda uyumayı, babasıyla tavla oynamayı, Pazar kahvaltılarını, ev yemeklerini.

Teker, geceden güne dönerken, takvimlerden sadece bir gün değişti.

Bir çocuğun var gücüyle ağlaması,  dört insan evladını tekrar doğurdu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir