Gün-aydı…

Sessiz, sakin ve olabildiğince sıradan bir sahil kasabasında yaşayıp giden insanlardık, Günay Teyze gelmeden önce.

Sahile paralel bir sokakta, begonvil çiçekleriyle süslü ve mis gibi hanımeli kokan, genellikle emeklilerin bir de benim gibi işi gücü olmayanların yaz kış oturduğu babamdan kalan yazlık evin terasından anlatıyorum size bu hikayeyi. Yan yana konumlanmış evlerimizde, özellikle yaz bitip, yazlıkçılar gidince biz bize bir avuç insan kalırız biz buralarda. Buruk bir hüzünle el ele tutuşarak gelirdi ekim ayı. Çocuk sesleri susar, mangal partileri biter, deniz kumu bile elini ayağını çeker sokaklardan, ağaçlar yapraklarını döker hava soğumaz ama içimiz üşürdü. Biz, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki site sakini, her zamanki sessiz sedaya hazırlanıyor, aman kalabalık dağıldı diye sanki mutluymuşuz gibi kendimizi avutmaya hazırlanıyorduk ki; bir nakliye kamyonu yanaştı. İki sene önce vefat eden Doktor Nevzat Beyin evini satın almış Günay Hanım.

Tahmince yetmişli yaşlarının sonunda, kısacık sarı saçları, rengarenk elbiseleri, her daim ojeli parmakları ve mis gibi parfümüyle yaşıtlarından farklıydı. Mas mavi gözleri ve tane tane konuşmasıyla sarı sonbahara inat her mevsim güneş gibiydi. Çıktığı sabah yürüyüşlerinde site sakinleriyle laflıyor, hemen herkese söyleyecek mutlu bir sözü buluyordu. Günay Hanımın gelişinden herkes mutluydu da, bir kişi hariç. Rıfkı Amca…

Rıfkı Amca; eşini beş yıl önce amansız bir hastalıktan kaybetmiş bir müsteşar emeklisi.  Eşi ile çocukları olmamış. Arayıp soran bir akrabası da yok. Bazı akşamlar bir kadeh rakı eşliğinde dertleşiriz kendisiyle. Malının mülkünün hiç tanımadığı yeğen çocuklarına kalacağından dertlenir, acaba bir hayır kurumuna mı bağışlasam diye fikrimi sorardı. Aman Rıfkı Amca daha gençsin, düşünme böyle şeyleri diye moral versem de, evde yalnız ölmekten çok korktuğunu bilirdim. Her sabah bir şeye ihtiyacın var mı diye uğramamın gerçek sebebi, hala hayatta olduğuna emin olmaktı aslında. Rahmetli babamla kuramadığım bağımdı Rıfkı Amca. Ona yapamadığım evlatlığın vicdan tesellisi belki de.

 Babam öldüğünde yalnızdı. Ben dünyanın başka bir ucunda, zengin olmaya çalışıyordum. Kendimi kandırıyordum tabi ki.. Annemin acısından kaçtım. Aslında babamda aynı acıyla baş etmeye çalışıyordu ama annemin içinde olmadığı bir eve tahammül edemedim. Çok gençtim, annem de çok gençti. Çok sağlıklıydı ve ona çok ihtiyacım vardı. Annem üniversiteyi bitirdiğim yıl, aniden öldü. Odasında uyur gibi. Uzakta bir yerlerde olursam, annem evde hala sardunyalarını suluyor ya da bir şarkıya eşlik ediyor gibi hissederim sandım. Gözlüğünün altından bakarak televizyon izlediğini düşündüm yıllarca. Telefonumdan numarasını silmedim mesela, babamı aradığımda annemim pazarda olduğunu hayal ettim. Ama ben acısıyla yüzleşebilen bir adam olamadığım için, babam tek başına öldü. Ölüsünü kapıcı buldu. Benim dönmemi morgda bekledi. Belki de; Rıfkı Amca tek başına ölmekten korkmuyor. Ben korkuyorum, onun yerine ve yalnız yaşayan herkesin yerine.

Günay Teyze; hayatıma annemin bıraktığı yerden giriverdi. Sabahları piyano çalıyor, şarkılara eşlik ediyordu. Onu dinlediğimi fark edince, gelsene dedi. Tarçınlı kekle, çay içtik. Şarkıları birlikte söyledik. Birlikte ahşap boyadık, kışın solmayan çiçekler diktik. Hayatımda aşk olmadığı için, geçmişimle kavgalı olduğum için ve daha birçok şey için sabahlara kadar nasihat etti bana. Mutluydum.

Bir gün, Rıfkı Amca aradı. Ve saçma sapan sebepler sunarak benimle kavga etmeye çalıştı. Daha önce hiç böyle bir tavrı olmadığı için, anlayamadım önce sakinleştirmeye çalıştım. Sonradan fark ettim ki, onun ihmal etmiştim. Hatamı telafi etmeye çalışırken, Günay Teyze ile Rıfkı Amcanın arasında önce soğuk rüzgarlar esmeye başladı, kısa zaman sonunda tam bir savaşa dönüştü. Senin köpeğin benim bahçeme girdi, müzik sesinden uykum kaçıyor, rüzgar çöplerini benim kapıma taşıyor gibi sebeplerle her hafta karakolluk olmaya başladıklarında başımı hangisinden yana çevireceğimi şaşırdım. İkisi de taraf olmamı bekliyor, ara bulmaya çalıştığım zaman her ikisi de küsüyordu. Kendimi yalnız ve mutsuz hissettiğim günleri neredeyse özler hale gelmiştim. Yine çok şiddetli bir kavganın sonucunda, Günay Teyze Rıfkı Amca’nın kafasına bardak fırlatınca, adamcağızın kafasına iki dikiş atıldı. Günay Teyze’nin de sinirden kalbi sıkıştı.  Her ikisinin de başka bir hastane odasında yatışını yaptıktan sonra, koridorda bir ona, bir diğerine koştururken, çok eskilerden Nevra’dan bir mesaj düştü telefonuma.

Nevra; üniversitede okurken sevgilimdi. Yıllardır hep düşündüm, annem ölmeseydi, ben bu kadar dağılmasaydım her şey çok farklı olur muydu acaba? Bana destek olmak için çok uğraştı aslında ama diyorum ya acıyla baş edebilmek de bir maharet galiba. Evlendi o da. Annem ve babamdan sonra içimdeki kara deliklerden bir diğeridir Nevra. Şimdi ‘’Nasılsın’’ diye soruyor. Bilmem ki nasılım! İki inatçı ihtiyarın elinde oyuncak gibiyim Nevra. Başkada bir şey yok hayatımda. Sen gittiğinden beri; öksüz, yetim ve yalnızım. Hala çocuk her yanım. Karanlıktan ve gök gürültüsünden çok korkuyorum. Ama kimse bilmiyor. Dalgalı saçlarındaki şampuan kokusunu çok özledim Nevra, her markayı  denedim hiç biri sen gibi kokmuyor, sokakta gördüğüm kız çocuklarını sana benzetiyorum, senden sonra hiç kızarmış hamur yemedim. Bana kahvaltı hazırlasana Nevra. Sarılınca, saçımda gezinen elini çok özledim, bazı geceler rüyama giriyorsun, kocan olacak hıyara öyle sarılma Nevra. Tabi ki bunların hiç birini söylemedim. İyiyim dedim. Hastane bahçesinde, bir bankta sabaha kadar yazıştık. Boşanmış!!! Bunu duyduğum an; sanki en lanetli hastalıklarla boğuşmuşum da şimdi iyileşmişim gibi sevindim. Yıllarca suçsuz yere hapis yatmışım da, güneşe kavuşmuşum, masum olduğumu anlatmışım gibi sevindim. Parasızlıktan kırılırken kışlık montumda dolar bulmuşum gibi sevindim. Yanıma gel dedi Nevra. Nerede olduğumu ve neden orada olduğumu unutmuşum. Çevirdim kontağı soluğu yanında aldım. Her zamanki yerde buluştuk. Sarıldık, yıllarca susmuşluğa inat konuştuk, ağlaştık, ona sorsan barıştık bana kalırsa kavuştuk. Üç gün kaldım yanında. Evlenme teklif ettim. Dizlerine kapanıp hem de. Benimle gelmeyi kabul etti. Ama önce ailesiyle tanışmam gerekti. Kız isteyecektim.

Tekrar eve döndüğümde, telefonumu şarjı bittiği için günlerdir kapalıydı. Günay Teyze ile Rıfkı Amcayı hastanede unuttuğumu eve yaklaşırken hatırladım. Arabayla sokağa girince ikisi de yanıma koştular, ben ortadan kaybolunca sulh ilan edip beni beraber beklemişler. Günay Teyze,Rıfkı Amcanın kafasına pansuman yapmış her gün. Rıfkı Amca’da papatya çayı kaynatmış Günay Teyzeye. Beni nöbetleşe beklemişler. Uyuyan diğerinin üzerine battaniye örtmüş.

İkisini bir arada bulunca anlattım her şeyi. Kız istemeye gideceğimizi duyunca, gözleri parladı. Şekerden, çiçekten, çikolatadan, giyeceğim gömleğin renginden sebep sık sık kavga etseler de, aile gibi girdik Nevra’nın kapısından. Bana sonuna kadar kefil olduklarını, annem babam gibi arkamda olduklarını söylediler. Şimdi düğün hazırlığı yapıyoruz. Hala çok sık didişiyorlar ama sanırım bizden sonra onlarda nikah yolu gözüküyor.

Yorumlar

    1. Post
      Yazarı

Aslı Karayağmurlar için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir