Çok Soru

Hayatımda hiç teyzem aradı, dayımlara gittik, amcamlar geldi gibi cümleler kurmadım. Dedemin verdiği harçlıkla bakkala gitmedim, babaannem kazak örmedi. Hiçbir aile yemeğinde bulunmadım, bize akşam oturmasına kimse gelmedi, biz kimseciklere gitmedik. Annem hiç misafir gelecek orayı yeni sildim aman basma oraya demedi ayrıca, kekli, kısırlı altın günleri nasıl olur onu da hiç bilmem. Annemin hiç günü de yoktu.  Babam annem ve ben. Biz üç kişilik hayatımıza, mümkün mertebe kimseleri almadan yaşadık.

Ne zaman bir arkadaşım olsa, beni evlerine çağırsalar bizimkiler o tarihe mutlaka hayır diyemeyeceğim bir etkinlik planlarlar ve aklımı dağıtırlardı.

Ben mutsuz bir çocuk değildim tabi ki. Hatta öyle ki; muhteşem bir çocukluk geçirdim. Ama bir terslik vardı. Bir arkadaşa ihtiyaç duymamam için o kadar belirgin bir çaba harcıyorlardı ki, bu durum benim çocuk olduğum için dikkatimi çekmese bile çevremdeki herkesin dikkatini çekiyordu. Okuldaki arkadaşlarım ailemi çok kıskanıyor, öğretmenim neden arkadaş etkinliklerine katılmadığımı sık sık sorguluyordu. Ne zaman birileri çok soru sormaya başlasa, ben okul değiştiriyordum.

Hiç akranlarımla saklambaç oynamadım. Ama annem ve babamla her oyunu yeter sıkıldım diyesiye kadar oynadım.

Çocukluk bitip artık bir ergen olduğumda bu durum daha fazla dikkatimi çekmeye başladı. Tamam, ailemle çok mutluydum ama neden hiç kimseyle görüşmüyorduk ve neden hiç birimizin arkadaşı yoktu. Ayrıca neden bir evde en fazla bir yıl oturuyorduk. Bu ve bunun gibi aklın kabul edemeyeceği bir sürü soru peş peşe gelince Almanya’da okumak ister misin? Dediler. Çok Şaşkındım. Çünkü o zamana kadar, yaşadığımız şehrin sınırları içinde bile her yere beraber gitmiştik. Şimdi sen kendi ayaklarının üzerinde durabilirsin diyorlardı. Çok cazip geldi ve hemen kabul ettim. Fazla soru sormayacaktım. Davranışlarının nedenini anlayamasam da, soruların ailem üzerinde yarattığı etkiyi ezbere biliyordum artık.

Aslında ailemin beni yurt dışında bir lisede okutacak maddi gücü yoktu. Ama çok zorlanmak pahasına gidiyordum. O zamana kadar kendime ait bir telefonum dahi olmamıştı. Hiç bir sosyal ağda hesabım yoktu. Annemin ve babamın da tabi ki. İlk birkaç ay zorlansam da yeni hayatım tarif edemeyeceğim kadar heyecan vericiydi. Benim yaşımdaki birçok çocuğun üç dört yaşında deneyimlediği şeylerle ben lise çağında yüzleşiyordum. İlk kez arkadaşlarım vardı, kuralları çiğnemek inanılmaz keyifliydi, farklı aileler ve hayatlara dair öğrendiklerimi kültür farkı sanıyordum çoğu kez. Lise döneminde ülkeye çok gelmedim, genellikle ailem benim yanıma gelip gittiler. Üniversite dönemi başladığında ise; zaten artık Almanya’da yaşamaya alışmış ve oradaki çevremden vazgeçemeyecek hale gelmiştim. Bir çok sevgilim oldu. Ülkemin kültürüne çok yabancı kadınlar bile ailemin yaşam tarzını çok yadırgadı ve bana hiç Türk gibi değilsin dediler. Önceleri çok sorgulamasam da, zaman geçtikçe bir gariplik olduğunu, ailemin birinden ya da bir şeylerden saklanmaya çalıştığı fikri kafamı kurcalamaya başladı. Açık açık sorsam asla cevap alamayacağımı çok iyi biliyordum artık. Her geçen gün daha fazla huzursuz oluyordum. Aklıma takılan sorular, bir kurt gibi kemiriyordu beni.

Sanki biz üçümüz, ağaç kovuğundan çıkmıştık. Ailemin anlatımına göre her ikisi de, ailelerini erken yaşta kaybetmiş ve hayatta hiç kimseleri olmadığı için birbirlerine sıkı sıkıya tutunmuşlardı. Sonra ben doğmuştum ve artık tam bir aile olmuştuk.

Bazı dönemlerde ailemin gizemli bir tarafı olduğuna inanıyor ve öğreneceklerimin hayatımın ritmini bozacağına dair korkulara kapılıyordum. Kimi zamanda saçmaladığımı düşünüp, biraz farklı olsalar da harika bir ailem olduğu için kendimi çok şanslı hissetmeye devam ediyordum.

Bir gece internette gezinirken, soyağacımızı sorgulayabileceğimizi gördüm. İçimin ürperdiğini bugün gibi hatırlarım. Öğreneceklerimden tuhaf bir biçimde korkuyordum. Ama eninde sonunda cesaretimi toplayıp sorguladım. Gördüklerim karşısında yaşadığım soku anlatacak kelime dağarcığına hiçbir dilde sahip değilim. Hayatta hiçbir yakınımız yok diye büyütülmüştüm ancak annemin babası da babamın babası da hayattaydı. Anneannem ve babaannem de öyle. Üç amcam bir halam, iki teyzem ve iki dayım varmış. Hepsi yaşıyorlar. Çocukları var. Hatta kuzenlerimden çocukları olanlar bile var. Sonrasında sosyal ağlar üzerinden arattığımda birçoğunun resmine de ulaştım. Amcalarım babama, teyzelerim anneme şaşılacak derecede benziyor. İşin ilginç yanı fotoğraflardan anladığım kadarıyla hiç biride kaçılacak, korkulacak insanlara benzemiyor. Bayramlarda ailecek yemekler yiyorlar, birbirlerinin doğum günlerini kutluyorlar, düğünlerde kol kola halay çekiyorlar. Peki biz neden bu kareler de yokuz. Annem ve babam ne yapmış olabilirler ki, her iki taraftan birden aforoz edilecek?

Günlerce evden çıkmadan, okula gitmeden araştırdım. Hepsinin hesaplarını tek tek inceledim. Videolarını defalarca kez izledim, fotoğraflara baktım. Ailemin telefonlarını açmadım çünkü kendimi kandırılmış hissediyordum. Ayrıca sebep her ne ise, yıllardır başka bir ülkede sürgün hayatı yaşamamın sebebi de bu olsa gerekti. Benim neyi öğrenmemem gerekiyordu?

Çok geçmeden Almanya’ya yanıma geldiler. Endişeleri yüzlerinden okunuyordu. Nefesim kısılasıya kadar bağırdığımı hatırlıyorum. Onlardan nefret ediyordum. Bana bu yaşattıklarının akla yatabilecek bir açıklaması olması mümkün değildi.

Ama varmış! Daha fazla, çok daha fazla şaşırmam gerekiyormuş. Ama bu hikayenin en masumu annem ve babammış.

Annem çocuk yaşta geçirdiği bir kaza sonucu rahmini kaybeder. Biyolojik olarak bir çocuğu dünyaya getirmesi mümkün değildir. Üniversite yıllarında tanıdığı babamla birbirlerine çok aşık olurlar ve çocuklarının olmayacağını bilmelerine rağmen evlenirler. Bir kaç yıl sonra oturdukları dairenin kapıcısının zihinsel engelli kızlarının tecavüz sonucu hamile kaldığı haberiyle sarsılırlar. Aile çocuğun doğmaması için daha doğrusu bebeğin ölmesi için her türlü şiddeti uygular. Bu duruma kayıtsız kalamayan ailem, bebeğin doğması halinde çocuğu evlat edinmek istediklerini söylerler. Fakat aile bunun için yüklü bir miktar para ister. Çocuk sahibi olmayı her şeyden çok isteyen annem ve babam ailelerinin yardımı ile bu parayı aileye verir ve hem benim hem de beş yaşında bir çocuk aklına sahip olan biyolojik annemin hayatını kurtarırlar. Üstelik engelli bir anneden doğduğum için ve gebelik boyunca envai çeşit şiddette maruz kaldığım için benim de zihinsel ya da bedensel olarak dezavantajlı doğacağımı düşünmelerine rağmen beni hayatlarına dahil etmek istediklerini duyunca boğazımdaki yumru nefes almamı bile zorlaştırdı. Ancak hayatımızın asıl zor kısmı tam da bu noktada başlamış. Kapıcı adam ki, aslında o benim biyolojik olarak dedem, ailemi sürekli bana gerçekleri anlatmakla tehdit ederek para istemiş. Her geçen gün tehditlerin boyutu artınca, kimsenin hayatını tehlikeye atmamak için önce şehir değiştirip sonra da yok hükmünde bir hayat sürmeye karar vermişler. Aslında aileleriyle sürekli haberleşip, zaman zaman kısa soluklu da olsa görüşüyorlarmış ancak beni korumak için kimsemiz yok demeyi uygun bulmuşlar.

Beni rahminde taşıyamadığı için, yıllarca birçok şehir, birçok semt, sayısız ev, iş değiştiren kendi ailesine bile hasret kalan kadın için öz annem değildir demek benim ne haddime. Ya babam, sonradan belki bin tane arkadaşım oldu hiç biri aslında onunla oynadığım oyunların tadını vermedi. Bıyıklarını sevdiğimin kel kafalısı gel buraya dedim, bir sarıldık sanki havada canımız ciğerimiz birbirine karıştı.

Öğrendiklerimden sonra hayat hiç kolay olmadı. Her türlü detay önce zihnimde sonra göz pınarlarımda belirdi durdu aylarca. Her hastalandığımda kucağında uyutuşunu hatırladım, kendi uydurduğu ninnileri hatırladım, her akşam okuldan almaya geldiğinde gözündeki korkuyu hatırladım, dizim kanadığında şifalı öpücüğü, ilk saçımı, ilk tırnağımı bir mücevher gibi saklayışını, ellerimi ellinin içine aldığında verdiği huzuru, öperken koklayışını…Hayat hikayemi öğrenmeden önce sıradan sandığım her şey için tek tek ağladım. Bana anne baba olmak için, kendi anne babalarından ayrı kalmalarına çok ağladım. Beni okutabilmek babamın sigarayı bırakmasına ağladım, annemin fazladan kaldığı mesailere, hiç tanımadığım dedelerimin ve diğer aile fertlerinin benim okul harcamalarım için gönderdikleri paralara…Üç kişilik sıra dışı yolumuzun açıldığı kalabalığı özüme çekmeye çalışıyorum. Annemin babası aradı iki gün önce yanında babamın babası da vardı. Kendini tanıtırken, oğlum biz dedeleriniz senin dedi. Sustum. Konuşamadım uzun bir süre. Beni kabul etmenize şaşırdım dedim, çünkü hepsinin mağduriyetinin sebebi benim varlığımdı.  Olur mu oğlum, canımızın canısın sen.  Geçip giden yılların acısını çıkaracağız, kalabalık sofralarda bayram edeceğiz dedi. Daha mürvetini göreceğiz dediğinde hıçkırarak güldüm mü ağladım mı bilmiyorum. Bu kadar güzel insanın birleşip benim hayatımda toplanmış olması çok büyük şans diyorum ama keşke bir tecavüz bebeği olduğumu, para karşılığı satıldığımı, biyolojik anneme ne olduğu fikrini kafamdan silebilecek bir silgi olsa.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir