Piyanist şantörler gibi aman efendim kimler gelmiş, hoş geldiniz Kemal Bey! Nerelerde kaldınız desem, sanki böyle acıdan yastık yorgan kemirmemişim gibi. Ya da naber Kemal? Sanki dün de buradaymış gibi! Aaaa Kemal hiç değişmemişsin! Kesin sesim titrer benim, ya gözlerim dolarsa. Bu gece nasıl sabah olacak? Üzerinden iki yıl geçti, ben iki yıl boyunca can çekiştim. Belki de evlenmiştir ya da nişanlanmıştır. En iyi ihtimal sevgilisi vardır. Aklında kalmış olsaydım aramaz mıydı? Ben geri zekalıyım, gerçekten iflah olmaz bir aptal gibi hissediyorum kendimi. Ya bu adam, bana hiç haber vermeden çekip gitmedi mi? Gitti! Bir kez olsun arkasına dönüp baktı mı? Hayır! Peki, ben neden, geleceğini öğrendiğim andan itibaren yere göğe sığamıyorum?
O sabah işe, giyinip, süslenip Kemal’i görmenin mutluluğu ile gittim ve Kemal Bey ayrıldı dediler ya, yer ayağımın altından kaç kez kaydı ben bilirim. Zaten böyle şeyleri en iyi ben bilirim. Felaket haberi almak ve aldığım haberler karşında dimdik hayatta kalmak benim uzmanlık alanım. Sahi, iyi düşüp kafamı gözümü kırmıyorum ben. Hepsi hepsi de, en fenası bursumun iptal olduğunu öğrendiğim gündü. Orada baya baya içim geçti, tamam dedim bu sefer gidiyorum ama Allahtan şerbetliyim bu durumlara. Üniversite tercihlerimde de, sıralama hatası yaptığımı anladığım anda ölecek gibi olmuştum. Cidden biraz saf mıyım yoksa aman bir hata yapmayayım dedikçe mi böyle işler hep benim başıma geliyor bilmiyorum ki. Bursum iptal olduktan sonra, okul taksitini ödeyebilmek için çalıştığım iş yerinde başıma gelenlere ne demeli? Ağı çökertmişsiniz Merve Hanım dediğini duyduğum anda yine bir nefesim durmuştu. Bak bütün bunları düşünmek iyi geldi aslında bana. Onca olaya rağmen o okul bitti mi bitti. O iş yerindeki patronlar sayesinde, hiç zorlanmadan iş de buldum. İyi kötü bir düzende kurdum, şu Kemal’i hayatıma sardığım güne lanetler yağsın! Ne güzel mutlu mesut yaşayacaktım.
Aylarca beni fark etsin diye minibüsten iş yerine kadar ettiğim dualarda mı kabul olmadı ey güzel Allahım? Son iki ay selamlaşıyorduk, beni görünce nasılsın Merve diyordu. Gözümün içine içine gülüyordu. Ya o benim işe gitmek için hevesimdi ama ya! Onun için saatlerce makyaj videosu izleyip, makyaj yapmayı öğrenmedim mi ben? Gerçi gidince bir daha gözüme kalem bile sürmedim, unutmamışımdır inşallah. Adam gitti, yurt dışında çalıştı. Kim bilir kaç lira teklif ettiler geri gelsin diye? Başka bir soru da böyle bir adamın peşinde kaç tane Merve vardır benim gibi inim inim inleyen?
Sabah olmasına birkaç saat kaldı, en mantıklısı hiç uyumadan hazırlanmaya başlamak. Gerekirse şu makyaj videolarını tekrar izlerim. İyi ki, kıyafetim hazır. Belki aşırı uykusuz olursam çok heyecanlanmam. İnsan bir hoşça kal Merve ben gidiyorum derdi ya, ayıp bir şey ama. Hadi gittin, bari sonrasında bir vedalaşamadık falan de, değil mi ama? Belki de hatırlamayacak beni, işte o zaman gerçekten bu sefer ölürüm. Piyanist şantör fikrini unuttur bana Allahım, lütfen en az saçmalıkla atlatayım yarını.
İşte son iki dakika birazdan kapıdan içeri gireceğim ve yüksek ihtimalle hayatımın en mutsuz günlerinden biri olacak hadi hayırlısı!
‘’Merveee’’
‘’Kemal’’
‘’Nasılsın Merve ?’’
‘’Çok iyiyim, sen nasılsın?
‘’Ben de iyiyim, tekrar burada olmak güzel, seni gördüğüme sevindim.
‘’Ben de’’
Unutmamış. Kemal beni unutmamış. Hangi yatıra, hangi adağı adasam, hangi çocuğa ne alıp da sevindirsem? Parmağında yüzük falan da yok. Demek ki evlenmemiş, nişanlanmamış. Sevgilisi olup olmadığını da bu gün öğrenmemeyim de, bari bir gece mutlu uyumak mümkün olsun.
Hayatta her işin acemiliği zor derdi ninem. Sevda için de geçerli demek ki bu. Kemal’den önce birini sevmek, onun için kederlenmek hiç aklıma gelmemişti. Ne zaman ki, iş yerindeki personel panosunda isimlerimizi ve de resimlerimizi yan yana gördüm, içimi sıcacık bir telaş kapladı. Sanki şirketlerin bizim gibiler için ayırdıkları sınırlı sayıdaki kadrolar gibi, kaderin de bana uygun gördüğü eşti Kemal. Engelli kadrosundan işe alınmış, bir Kemal ile bir Merve. Nüfus cüzdanlarına ek olarak ibraz ettikleri engelli belgeleriyle, hayattan engel yememek için çırpınan denizdeki kumlardan iki tanesi. Kemal, tutmayan bacaklarının acısını çıkartmış hayattan. Ayakta duramasa da, hayatta sımsıkı duruyor. Dim dik karşısında olamasa da insanların, akıllarında kalıyor. Konuşurken, insanların gözlerinin içine bakıyor. Ben de varım diyor. Ya ben olmayan sol kolumla, kavrayabiliyor muyum dünyayı? Tek kolumla hepinizden fazla kucaklarım diyebiliyor muyum? İki sağlam bacağımla Kemal’e yol olabileceğimi söylemeye neden dilim varmıyor? Acemilikten mi sızlıyor yüreğim yoksa iki bacağım, bir sol kol etmeyeceği için mi bu telaşım? Eğer ki, kolumu dikkatsiz bir şoförün bir anlık hatası uğruna tıbbi atık diye yitirmeseydim, yine böyle boncuk boncuk süzülür müydü gözyaşım?

