-Kaça geçtin sen? -Geçtin mi sınıfı? -Kaça gideceksin bu sene? – Nasıl Karne? Kaça geçtin ben? Geçemedim ki, neden geçemedim? Nasıl geçemedim? Niye geçemedim? On yaşında başlayan bir karabasan, on yıllarca sürer mi? Çoluk çocuğa karışmış, yetmemiş torunları bile olmuş, emekli matematik öğretmeni. Onca insan tanımış, sayısını bilmediği kadar çok kere karne vermiş, yazılı kağıdı …
Sınıfın içindeki uğultulu seslerden, kapının tıklandığını duyamayan öğretmenimiz, karşısında müdür beyi gördüğünde biraz mahcup oldu sanırım. Aklımda öyle kalmış. Müdür Bey ve yanındaki öğretmen, bu sınıfın hali ne der gibi yargılayan gözlerle süzmüşlerdi her birimizi. Adem Bey, öğretmenimiz; hiçbir öğrencisine sesini dahi yükseltmeyen, en öfkeli anında bile sizi gidi haytalar demekle yetinen çok yüce gönüllü …
Babam alış veriş filesini annemin eline tutuşturuken, belli belirsiz gülümseyerek,’’ gözün aydın, geliyor yakında geliyor koltuk takımların’’ demişti. Ahh anneciğim, ağlamakla gülmek arasında, dudaklarını ısıra ısıra bir hal olmuştu. Çiçekli mutfak önlüğünün uçlarını büke büke, biraz mahcup ne çok soru sormuştu babama. Demek ki babacığım o gün, iyi gününde olacak ki, tüm sorulara biraz bıkkın …
Bu sabah ellerimi inceledim. Kahverengi lekeler oluşmuş üzerinde. Geçen sabah tıraş olurken de, gıdığımın sarktığını fark etmiştim. Babaannem, yaşlanınca kulaklar ve burun büyür derdi. Bir çocukluk kabusu gibi işlemiş bu söz benliğime. Benim ailemde insanlar, kulakları ve burunları büyüyecek kadar çok yaşamadılar. Arka arkaya takılmış tren vagonları gibi gidiverdiler. En son annemi uğurladığımda sadece yirmi …
